Archive

Monthly Archives: August 2014

A workshop that focuses on to speculate utopian or dystopian narrations on how to reevaluate-and blend- Istanbul’s ecological life into the urban fabric -back again- using two or three dimensional techniques to spatialize these speculations.

September 15-19, 2014  
SALT Galata

Tutors: Cemre Çelikcan – Orkun Beydağı

iksv_poster_cemreorkun-kucuk

More information in Turkish:
Kentsel tasarım, bir çok farklı koşulun ve dinamiğin bir araya gelmesinin sonucu olarak yorumlanabilir. Sosyo-kültürel koşullar, ekonomik dinamikler, yerel veya tepeden inme politikalar kentin organik/çizgisel olmayan gelişimini etkiler. Doğal koşullar ise geçmişten beri bir yerleşimde en etkin koşul olarak kendini gösterir. Konumu, su ve maden kaynakları, tarıma elverişlilik hali gibi yaşamsal faaliyetleri sürdürmek için gerekli şartlar, şehrin doğal koşullar ile kurduğu ilişkiler ile sağlanır. Günümüze doğru geldikçe ise sanayi ve hizmet sektörünün ve teknolojik imkanların gelişimi ile sahip olduğumuz yanılgısına düştüğümüz doğayı dönüştürebilme gücü, şehirlerde doğal koşulların kent yaşantısındaki öneminin görmezden gelinmesine sebep olmaktadır.

Devamlı büyümekte ve dönüştürülmekte (!) olan İstanbul’un su kaynakları, ormanlar, bostan arazileri, dereler gibi ekolojik bileşenleri için de aynı durum söz konusudur. Özellikle dereler bakımından zengin bir şehir olan İstanbul’da, Bizans döneminden Osmanlıya dek dere çevreleri sosyal ve kültürel hayatta önemli bir yer tutmuştur. Kent yaşamına bu denli dahil olan bu dereler, sanayi ve hizmet sektörünün gelişimi ile artan nüfusa yer açmak için, çoğu yerde yol açmak için günümüzde kurutulmuş ya da kanallar içine alınmış haldedirler.

Dereler geçmişten bugüne farklı formlarda kentin bileşeni olarak varlığını sürdürüyorsa, bugün yeraltındaki derelerin yeniden form değiştirmesi daha sürdürülebilir bir kentsel tasarım sürecinin başlangıcı olabilir mi? İstanbul’un aktif topografyası, kent ve bir ekolojik bileşenin yeni formu arasında nasıl ilişkiler kurulabilir? Bir ‘palimpsest’ kent olarak İstanbul’un katmanlaşmasının ekolojik boyutuna odaklanan atölye çalışmasında, katılımcılardan bu bağlamda ütopik veya distopik bir anlatı kurmaları, bu anlatıyı iki ve üç boyutlu teknikler geliştirerek mekansallaştırmaları beklenmektedir.

Advertisements